1. o film bitecek mecnun, adlı çalışmam.
bu raftaki kitaplar da lanetli gibi bir şeydi zaten, çoğunu sevemedim.

    o film bitecek mecnun, adlı çalışmam.

    bu raftaki kitaplar da lanetli gibi bir şeydi zaten, çoğunu sevemedim.

     
  2. Çok güzel bir anı olarak kalacaksınız.

http://www.youtube.com/watch?v=31g0YE61PLQ

    Çok güzel bir anı olarak kalacaksınız.

    http://www.youtube.com/watch?v=31g0YE61PLQ

     
  3. Allah ya. Kürkçünün, kürkün, tilkinin dönüp geleceği hep aynı, ben de buraya dönüyorum. Birkaç laf etmek istiyorum; çünkü akşama daha çok var. Daha sürüyle şey var, sırtlanılacak bir yurt odası var, muhtemel taşınılacak yeni bir oda var, tabi o esnada fark ediyorum, ben sekiz ay yurtta kalmamışım ben baya var gücümle 18 yılımı yurda taşımışım, e şimdi bunlar nasıl taşınacak derdi dağ. Şurda bi’ 2-3 ay var, şu hazırlığı bir atlatmak istiyorum, burada koca bir “Ne yapmalı?” sorusu. Ah işte, ne kadar çok söz var kafamın içinde o kitaplardan, bölük pörçük diyaloglar: “… Bu yüzden sana saçınla ilgili ne bileyim Blendax, Wella, kına gibi şeylerden bahsetmiyorum.”Böyle yazınca da manasız oluyor, ama ben manasını sanırım biliyorum. İftara daha çok var, evde olmayan iftar mı olurmuş. Çok boş laflar ediyorum, asıl söylemek istediğimi bilmediğimden, söylemediğimden. Karagüneş’in albümü çıkıyormuş bu arada, bir bakmak lazım. -bir “oof” nidası olarak söylenir- : Allah ya(r)

    Of.

     
  4. pardon bir dakika bakar mısınız?

    İyi, hoş, okunacak, takip edilecek bloglar varsa bildiğiniz, bana önerebilir misiniz? Benim bi arkaaşımın blogu var deseniz de olur, direk benimkisi direk en güzeli deyip kendi linkinizi atsanız da olur, hepsi olur. 

     
    • Merhaba. Buradan uzun süre önce bıkmıştım, bir veda yazısı yazmadım, zaten planlı vedaları beceremem. Ama liste yapmayı severim. Listeler beni rahatlatıyor. Toplu bir masa, yeni yıkanmış bir nevresim takımı, su lekesi olmayan bir cam bardaktaki ılık su, bir değil iki yastık; bunlar da beni rahatlatıyor.
    • Bir ara çok fazla okumuştum. 13 yaşına tekabül ediyor, OKS muhabbeti filan var o dönemde. Emile Zola, Enver Gökçe, Chomsky, Freud, Politzer, Bertolt Brecht, Kemal Özer, Arkadaş Özger, Ahmet Telli… Ne bulsam anlayayım ya da anlamayayım fark etmez, manyak gibi okuyordum. Şimdi bu kadar toy olmasa da buna benzer bir döneme girmek üzereyim. Sabaha kadar okuyup başka bir şeye pek de tamah etmesem de olur hali en azından benim için, metanetimi korumanın tek yolu. 
    • İnsanlar var. Buralarda yoklar. Ben evdeyken, memleketteyken, dünya görebildiğimiz kadar ya hani, azıcık iyi, kafa açıcı tipte bir insanın bir şekilde hesabı vardır, blogu vardır, şöyledir böyledir diye düşünüyordum. E ama dünya görebildiğim kadar. Küçük kahramanlar var. 
    • Edebiyat okumayı şimdilik en azından, azaltmaya çalışıyorum. Geçen hafta vakıftan Berch Berberoğlu’nun sosyal teoriyle alakalı bir kitabını aldım, memlekete dönünce ilk iş ona başlamayı düşünüyorum. Ağustos’ta sınavı geçersem-ya da geçmeye yaklaşırsam bile- hemen ardından Oblomov’u artık (bi zahmet de denebilir buna tabi) okumak istiyorum. Geçen gün, kısa vadede okumak istediğim yazarlara bi baktım, Allah versin, nesilleri yürüsün de o kısa vade benim hayli uzun bir zamanımı alacak gibi görünüyor. Zaten M. Kutlu’dan Chef’i okumak isterken-bir dinlenme aracı olarak M.Kutlu kitapları- bugün bana başka bir kitabının hediye gelmesi. Ne ise.Bir liste planı yapayım hadi o zaman, okuduğum kitapları iki üç cümle geçeyim bir ara. 
    • Her şey mototmot.
    • Uzun zaman sonra Fatih’e gitmek güzel.
    • Ama işte Ora güzel de eşrafı kötü.
    • Uzun zaman sonra gitmişken: Biz modern insanlarız. Modernizm bizi babasız yaptı. 

    -ama bu çok uzun bir mesele-

    Biz sokaklarda hiç o mürit’in* geçtiği gibi geçemeyeceğiz, bu yüzden İstanbul güzel, kafamız rahat.

    image

    *M.Kutlu- Sır